Emrah Göker'in İstifhanesi

Nulla dies sine linea

Sosyal Bilim Yayıncılığında Enstitü Dergileri – I

leave a comment »

Öteden beri, “sosyal bilimler enstitüsü” deyince aklıma ilk gelen, boğucu bir devlet dairesi ortamında dar bölmelerinde çalışıyor görünen doktora öğrencileri ve doçentler oldu. Akademik ecclesia‘ya imanımın yerinde olduğu bir vakitler, daha ortalıkta sosyal medya filan da yokken, çeşitli enstitü dergilerinden Vogon şiiriyle yarışabilecek sıkıcılıkta berbat makaleler bulup neşelendiğimizi hatırlarım. Haliyle, tefrika etmeye başlayacağım çalışmaya girişmeden önce, bir tür Vogon bürokrasisi ile karşılaşacağım yargısına sahiptim. Geçmişte başka meseleler hakkında akademik tarama yaparken rastladığım yazıların da pekiştirdiği bir kavrayış. Şu ana kadar incelediğim dergiler ve bu yayın alt-alanı hakkında kurmaya çalıştığım ilişkiler üzerinden önyargılarımın önemli ölçüde doğrulandığını söyleyebilirim.

Bu seriyi, daha önce blogta aktardığım akademi alanı eleştirilerinin bir başka uzantısı olarak kurmak istedim. Benimkilerle beraber çabaya katkıda bulunan yazarların yazdıklarını “Akademi” ve “Akademik Çürüme” etiketleri altında bulabilirsiniz.

Derdim basitçe şu: Sosyal Bilim Enstitüsü dergileri bir tarafa, Türkiye’de üniversite sistemi içinde üretilen sosyal-bilimsel yayınlarda (kitaplara doğru genişleyebiliriz, ama odağı dar tutmakta fayda var, makaleleri kastediyorum) karşıma çok sık çıkan ve hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Bilimsel yayın uğraşının ordinaryüs şahbazı değilim, rahatsız eden şeyi (meseleyi, bilmeceyi, sache) öznelleştirip bırakamam. Düşündüm ki, şu ya da bu kötü makaleye bakıp alay kategorileri üretmektense (yukarıda “Vogon” etiketi bir örneği oldu), bilmeceyi ilişkiselleştirmeye çalışmak derdimi (“kötü bilim”) daha doğru ifade etmemi sağlayacak. İlk olarak, mesele hakkında veri inşaatının yollarını ve inşa edilmiş veriye nasıl öykü anlattırabileceğimi belirledim.

Çalışmanın kolay ve yönetilebilir olması için Türkiye’de yayımlanan diğer tür sosyal bilim dergilerine ilişmedim. Hızlı bilim üretiminin bir erdem olarak dayatıldığı bugünlerde soruşturmayı hakemli dergilere doğru genişletmek, hatta Türkiye sosyal bilimcilerinin yoğunlaştığı (SSCI veya AHCI endeksli ve diğer klasmanlardan) uluslararası dergileri de işin içine katmak mümkün. Boş zamanlarımda bu çalışmayla ilgilendiğim için o boyut beni şimdilik aşıyor. Sadece, Türkiye’deki üniversitelerin Sosyal Bilim Enstitüleri (SBE’ler) tarafından yayımlanan, çoğunlukla isimleri “X Üniversitesi SBE Dergisi” veya “X Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi” olan dergileri inceliyorum. Dergi seçimi ile ilgili şunları not edeyim:

  • Birkaç üniversitede SBE yerine Fen-Edebiyat Fakültesi “Sosyal Bilimler Dergisi” yayımlıyordu, bunları da kattım.
  • Bazı üniversitelerde SBE yerine İİBF’nin veya Eğitim Fakültesi’nin dergileri vardı, bunları katmadım.
  • Böylece en genel betimlemeler açısından ülkedeki bütün aktif SBE dergilerini içerdim. Devam ettiğim makale analizine ise, yine kolaylığı gözeterek, web üzerinden okuyabildiğim dergileri dahil ettim.
  • İlk sayısı 2011 içinde pişirilen, makale çağrısı yapılmış ama henüz ilk sayısı çıkmamış dergileri de analiz dışı bıraktım haliyle.

İşler yolunda giderse tefrikayı şu 4 parçada bitirmeyi düşünüyorum:

Birinci Post (bunun malzemesi hazır): Yayın alt-alanını tasvir ederek başlıyorum. YÖK’ün son listesine göre aktif olan ve kararı çıkmış 165 üniversite var. Bir kısmı öğrenci alımlarına 2012, 2013 gibi başlıyor. Hepsinin web sayfalarında SBE bulundurma durumlarını, SBE dergisi durumlarını, dergi ve enstitü kuruluş tarihlerini, dergilerin TÜBİTAK’ın Sosyal Bilim Veri Tabanı‘na (SBVT) kabul edilip edilmediklerini, kaç sayı çıktıklarını, e-arşiv yerlerini vs. kodladım. Bir başlangıç öyküsü çıkıyor buradan. Bir-iki güne yayımlarım.

İkinci Post (sürüyor):Internet erişimi olan makaleleri dil, yazarın disiplini, makale konusunun disiplini, kullanılan yöntem, veri tipi, veri sunum şekli gibi değişkenler halinde kodluyorum. Mevcut 52 derginin (birkaç sayı çıkıp kesilenlerle 57) çoğu sayısını temsil edecek bir örneklem oluşuyor (1114 makale oldu). Bunun yanında makalelerin epistemolojik tasarımına dair değişkenler de oluşturdum, “girişte yazının bilmecesi açık mı”, “kullanılan kanıtla bilmece arasındaki ilişki açık mı”, “sunulan kanıt ilişkisel olarak analiz ediliyor mu” gibi. Bu veri toplamının inşaatı ile, yayın tipolojilerinin bir haritasını işlemselleştirebilmeyi umuyorum. O kadar çok makaleyi hızlı hızlı gözden geçirince şimdiden birkaç kalıp belirdi bile. Bu zaman alacak bir nebze.

Üçüncü Post: Makaleleri tararken, yazarlarının ne kadar sıkıldıklarını düşündürten bir durum ortaya çıktı. Makalelerin ilk cümleleri çoğu kez barizi ibraz tanımları içeren, konu ile ilgisiz, “gaz ve toz bulutu…” dercesine gerilere kadar giden önermeler içeriyor. Bunlardan daha az sayıda örnek çıkarıyorum, analiz etmeye değer fikrindeyim.

Dördüncü Post: Beyin erimesi geçirmezsem burada tartışmayı toparlamalı. So what?

Bakalım neye benzeyecek.

Written by Emrah Göker

16 August 2011 at 04:22

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 7,776 other followers

%d bloggers like this: