Emrah Göker'in İstifhanesi

Nulla dies sine linea

Posts Tagged ‘Eğitimde eşitsizlik

Türkiye’nin Eğitim Alanı

with one comment

OECD’nin “Program for International Student Assessment” (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı, PISA) adlı bir araştırma/yoklama programı var. Program dahilinde, 2000, 2003, 2006 ve 2009′da OECD ülkelerine ve eklenen diğer ülkelere yönelik, 15 yaşındaki lise öğrencilerini içeren seviye değerlendirme testleri yapıldı, bu yıl 5. dalgası gerçekleştirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı yürütücülüğünde, OECD ülkesi Türkiye de 2003′ten beri testleri yönetimindeki liselerde uygulayarak PISA ile veri paylaşıyor. PISA genel olarak, okuma, matematik ve fen alanlarındaki seviyeleri ölçüyor; bunun yanında öğrencilerin ve okulların sosyo-ekonomik ve kültürel profilleriyle ilgili veri de toplanıyor. Daha fazla ayrıntı için MEB’in Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı PISA sayfasını inceleyebilirsiniz.

Türkiye’nin 15 yaşındaki yurttaşlarının okuma, matematik ve fen alanlarında biriktirebildikleri kültürel sermayenin ve bu sermayenin nasıl eşitsiz dağıtıldığının çalışılması; dahası, belli başlı ülkelerle (PISA 2009′a 65 ülke katılmış) eğitim alanlarının karşılaştırmalı analizleri için PISA verileri eşsiz bir kaynak. Farklı konularda analiz raporlarına ve daha iyisi çeşitli formatlarda veri setlerine ücretsiz erişilebilmesi bu kaynağı cazip kılıyor. Bizde araştırmacıların boşladığı bir konu değil PISA, ama buradaki verilerin sosyolojik olarak yeniden inşasına girişerek (özellikle eşitsizlik etrafında) Türkiyeli öğrencilerle ilgili yazılmış çok az şey var.

Ben yine, hukuk alanıyla ilgili denediğim gibi, yol gösterici olabilecek bazı sonuçlar aktarmakla, notlar almakla yetineceğim.

Örneklem

Çok kısa, 2009′daki seçimi örnek vereyim. Okul türüne bakılmaksızın, test havuzuna (okulların gönüllü olmasıyla) giren 15 yaşındaki öğrenci evreninden örneklem çıkarılıyor. Dolayısıyla bu yaşta liseler yanında ilköğretim okullarında bulunan öğrenciler de değerlendiriliyor. 2009′da PISA ekibi Türkiye’nin 56 ilinde 170 okuldan 4996 öğrenci seçmiş. Sadece 4 okul özel, diğerleri devlet okulları. Türler: İlköğretim okulu, genel lise, anadolu lisesi, fen lisesi, anadolu öğretmen lisesi, anadolu güzel sanatlar lisesi, meslek lisesi, anadolu meslek lisesi, teknik lise, anadolu teknik lisesi, çok programlı lise. Bu yıl öğrencilerin % 37.6′sı genel liselerden, % 25.1′i meslek liselerinden seçilmiş (bak. PISA 2009 Ulusal Ön Raporu, s.15).

Genel manzara

2003-2009 arasında Türkiye’nin okuma, matematik ve fen testlerindeki ortalama puanları artmış. Ancak her yıl bu 3 alanda da 500 civarında çıkan OECD ortalamalarının altında:

2009′da okuma becerilerindeki ortalama ile Türkiye 65 ülke arasında 41. (OECD ortalaması=493); matematik becerilerinde 43. (OECD ortalaması=496); fen becerilerinde de 43. (OECD ortalaması=501) sırada yer almış. 2006-2009 arasındaki iyileşme kısmen, örneklemde başarı oranları daha yüksek olan fen ve anadolu liselerinin sayısının artmasıyla açıklanabilir sanıyorum. Öğrencilerin durumu, her alanda ayrıştırılan beceri seviyelerine dağılımlarıyla daha iyi görülebilir.

Okuma becerileri

Okuma becerilerinde 6 beceri seviyesi tanımlanıyor. En düşük olan 1. seviye 2009′da ikiye bölünmüş (ayrıntılı açıklama). İndirgersem, 15 yaşındaki çocukların okunan bir metni kavrama ve metinden soyutlama kapasiteleriyle ilgili bir derecelendirme yapılıyor. 2006 ve 2009′da Türkiye’deki durum karşılaştırmalı olarak şöyle çıkmış:

2006′da temel eğitimi tamamlamış olduğu varsayılan çocukların % 32.2′si, 2009′da % 24.5′i bir metne yönelik temel soyutlama ve bağdaştırma yeteneklerinden yoksun gözüküyor. Seviye 3′te ilişkisel düşünebilme becerileri tanımlandığına göre, 2009′da çocukların % 56.5′i bu seviyeye erişememiş.

Matematik becerileri

2006′dan bu yana en fazla ilerlemenin görüldüğü bu alanda PISA, yine 6 seviye tanımlamış (ayrıntılı açıklama). Bu ayrımlar da, soyutlama ve ilişki kurma becerisinin matematiksel düzeyine işaret ediyor. 1.  seviyedeki çocuklar, sadece problemin çok açık tarif edildiği, gerekli tüm bilgilerin verildiği soruları cevaplama becerisine sahipler.

2006′da öğrencilerin % 52.1′i, 1. seviyede veya altında çıkmış. Bu oran 2009′da ancak % 42.1′e düşmüş.

Fen becerileri

Burada da test sorularının profilinden çıkarsanan 6 seviye tanımlı (ayrıntılı açıklama). Bilim konularındaki soyutlama becerisinin gelişiminde, çocukların ancak 2. seviyede mantıksal çıkarımlar yapabilecek bilimsel-teknolojik bilgi birikimine sahip oldukları kabul edilmiş.

Bu alanda durum diğer alanlara kıyasla biraz daha iyileşmiş gözüküyor. Ancak 15 yaş grubunun 2006′da % 46.6′sı, 2009′da % 30′u sadece çok bilindik fen sorularına doğru cevap verebilecek kapasitede. Dahası, 2. seviyede kalan % 34.5′lik büyük bir kesim var. Modellere göre yorum yapabilen, farklı bilim dalları arasında ilişki kurarak soru cevaplayabilen 3. seviye ve üstüne çıkabilen öğrencilerin oranı % 35.5.

Bölgesel eşitsizlik ve lise türleri arasındaki mesafe

Alanlar arasında bölgesel eşitsizlik ve lise türleri arasındaki mesafeler benzer eğilimde olduğundan örnek için sadece matematik testi sonuçlarını kullanıyorum. Pek çok göstergede olduğu gibi burada da Batı (ağırlıkla Marmara) daha yüksek beceri seviyelerinde öğrenci barındırırken Kürt illerinde 1. seviyeye hapsolan çocukların yüzdesi artıyor. Lise türleri arasında da, beklenebileceği üzere, fen, anadolu liseleri ve anadolu öğretmen liseleri (2009 için, öğrencilerin % 17.6′sını temsil eden grup) ortalama üstünde başarılı. Meslek liseleri ise sistemin paryaları. (Grafikler MEB’in PISA 2009 raporundan.)

Sınıfsal mesafeler ve eşitsiz kültürel sermaye bölüşümü

PISA’da öğrenciler arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel ayrımın akademik performansa etkisiyle ilgili analizler yapabilmek için geliştirilmiş bir endeks var: Uzun haliyle “PISA ekonomik, sosyal ve kültürel statü endeksi” (ESCS) demişler ve “sosyo-ekonomik arkaplan” (ben “profil” diye çevirdim) ölçümünde kullanmışlar. ESCS endeksi öğrencilere testler dışında verilen bilgi formları ile şu verilerle oluşturulmuş: Hangisi yüksekse, annenin veya babanın mesleği ve eğitim düzeyi (okula gidilen toplam yıl); öğrencinin evinde kendi odası, eğitim yazılımları, çalışma masası, Internet bağlantısı, hesap makinesi olup olmadığı; klasik edebiyata, şiir kitaplarına, resim gibi sanat eserlerine, çalışmasına yardımcı kitaplara, sözlüğe sahip olup olmadığı; hanesinde TV, DVD oynatıcı, otomobil vb. teknoloji ürünlerine bulunma durumu. Tüm ülkelerde ebeveynin gelir düzeyi ile ilgili veri toplanmadığından eğitim, meslek ve mülkiyet profili endeks için kullanılmış.

PISA verisinde bu değişkenlerin yaratılması sayesinde Türkiye’de sınıfsal mesafelerin yeniden üretilmesine eğitim sisteminin katkısının proxylerini görmek mümkün.

Tüm OECD bölge verisine bakarsak, yüksek kültürel sermayeli (ESCS endeksi yüksek) öğrencilerin daha yüksek başarı seviyelerinde bulunduğu görülebilir. Aşağıdaki grafikle bu durum okuma becerisi seviyeleri örnek alınarak gösterilebilir (ayrı bir pencerede inceleyin). Küçük noktalar her 10 OECD öğrencisinden birini temsil ediyor. Bulutun eğimi, eşitsiz kültürel sermaye hacminin eğitimde eşitsiz fırsatlar yarattığının bir göstergesi.

Buradan hareketle, yine okuma alanından devam edersek, ülkelere göre sosyo-ekonomik endeksle akademik performans arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığını da gösterebiliriz:

Türkiye, kültürel sermaye bölüşümündeki eşitsizliklerin performansla ilişkisinin güçlü olduğu ülkelerden biri. Sınıfsal mesafeler her ülkede var, ancak sağ üst kadranda eğitime daha çok para yatıran, okul sistemi öğrenciler arası ayrımların etkisini görece azaltabilen ülkeleri görüyoruz. Kırmızı lejandlı ülkelerde ESCS endeksi, okuma becerilerindeki varyansın belirgin bir yüzdesini açıklayabiliyor.

Bu tabloyu doğrudan endeks değerlerini kullanarak yeniden çizebiliriz:

Kamuya açık PISA verileriyle, tüm okul sistemindeki eşitsiz durumu da görselleştirebiliriz. Bu sefer PISA 2006′yı ve fen testi ortalamalarını kullandım:

Daireler Türkiye örneklemindeki okulları, örnekleme verdikleri öğrenci sayılarına göre gösteriyor. Öğrenci seviyesindeki sınıfsal mesafelerin performansa etkisinin yanında, burada ayrıca Türkiye’deki okullar arasındaki sosyo-ekonomik mesafelerin okulların performansına etkisini de görebiliyoruz. (Okulların 2009′daki sosyal uzayı da homolojik, sol alt kadrandaki yığılma ve “zengin ve başarılı” okulların azınlığı.)

PISA’ya katılan tüm ülkelerle okulların eğitim alanındaki yerleşimlerini karşılaştırmak mümkün. Örnek olarak fen alanında Hollanda’yı inceleyin:

Hollanda’da okulların sosyo-ekonomik profillerinin daha güçlü olduğunu, eşitsizliğin yine de performansı etkilediğini görebiliriz.

Provokasyon

Son olarak iki şey daha. Maksat dürtmek olsun. Nisan 2011′de Reuters, Ipsos’a “Supreme Being(s), the Afterlife and Evolution” başlıklı, doğaüstüne inanç temalı bir araştırma yaptırmıştı. Türkiye dahil 23 ülkede yapılan çalışmada sorulan bir soruda insanlardan kendilerini “evrimci”, “yaratılışçı” veya “iki görüş de doğru şeyler söylüyor” pozisyonlarından biriyle özdeşleştirmeleri istenmişti. Buradaki dağılımı PISA 2009 fen skorlarıyla karşılaştırdım:

Ipsos araştırmasında Türkiyeli katılımcıların % 60′ı kendilerini “insanı Tanrı gibi bir uhrevî varlığın yarattığına inanan ve primatlardan evrildiğimize inanmayan” seçenek ile özdeşleştirmişler. (2006′daki bir başka uluslararası karşılaştırmada evrim karşıtı kanaatlere sahip olanların Türkiye’deki oranı % 50 idi.)

Bir spin daha verip, aynı araştırmada herhangi bir doğaüstü varlığa inanmadığını beyan edenlerle, ülkelerdeki her 1000 kişiye düşen araştırmacı sayılarına bakalım:

(ABD şuradaki politik hiciv grafiğinde de ayrıksı değer idi.)

Sonsöz

Benim notlarım şimdilik bu kadar. PISA verisiyle yapılabilecek daha bir sürü analiz var. Üretken sorular sorarak veriyi tekrar inşa edebilmek önemli, mesele orada. Bir de, yukarıdaki betimleyici anlatı Dünya Bankası’nın Haziran 2011′de yayımladığı “Türkiye’de Temel Eğitimde Kalite ve Eşitliğin Geliştirilmesi: Zorluklar ve Seçenekler” başlıklı raporla birlikte düşünülebilir. 15 yaşındaki öğrencilerin seviyeleri, bitirdikleri temel eğitimin mahiyeti ile de ilgili. Bir de sonrası var. Etrafımdaki üniversite hocası arkadaşlarımın bitmeyen serzenişleri: Öğrencilerinin anlama, ifade etme ve soyutlama yeteneklerinin azlığı şikayetleri. 15 yaşında vaziyet bu. Bu yaştan başlayarak çocuklar kendilerini dersane sistemine teslim ediyorlar. Okuma, matematik ve fen seviyeleri, üniversiteye girdikleri 18-19 yaşına kadar artıyor mu?

Written by Emrah Göker

05 February 2012 at 03:36

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 5,466 other followers

%d bloggers like this: